Bugün günlerden çarşamba…Perşembeye az kaldı,Bir kedi gördüm sokakta,Kendi gölgesini kovalayan,Ya da oynayan,Üstelik yağmur yağıyor; saat altı buçuk,Hoca ezanı beş dakika önce okudu,İtler ürüyordu ezan sesine,Camideki saf sayısı bir merak,Allah kabul etsin!Birini gördüm koşarayak küfrediyordu,Ve bir-iki tane serseri ıslık çalıyor.Ezana da saygı kalmadı.Hücrelerimi saymaya başladım,Kimya mı sorguladım,Kilitleyip benliğimi fikrime,Uzandım bahçeye,Ve dedim ki; ben yeryüzündeyim,En şerefli, en şerefsiz bile bir insan,Farkımı aradım, farkıma baktım,Ve dedim ki; insanlar birer tanrı,İnsanları tanrılaştıranlar da insan.Ben, hiç kimseye rastlamadım ki ruhuna seslensin,Ama ben kalbimle konuşabiliyorum;Şimdi onu dinliyorum; yağmur gibi, su gibi,Dedim ki; susuzluk bir çöl, yanmak denen cehennem,Tanrılar diye bir şey yok, insanlar yalan, dünya yalan,Esas olan hakikat bir olan Allah!Cennet denen ise bu düşüncem…
Bugün çok yorgunum nedense, bugün çok kırılmış,Nerede kırıldım, nerede budandım ben?Nefesime sarıldım…Babamı aradım, özlemiştim oysa,Savaşlardan bahsetti, kuraklıktan,Annemin romatizmaları artmış,Kaldırımlar üçüncü kez sökülmüş,Kimi görsem devlet işi,Masa başı memur atanma bekleyen,Bizim evin bacasını kim yapacak bilmiyorum,Komşu kızı, evli bir adama kaçmış,Kendi karısı tarafından rehin tutulan adam kurtulmuş,Mahallenin delisi birden akıllanmış,Belli ki o da çok yorgun o da çok kırılmış,Dedim ki; bir ülke, bir halk düşleyelim Baba;Benim dalım budanmış, ben yapraksızım,Gün ta kızıllığında darılmıştır geceye,Saat çok geç artık güneş de batmış,Çıplaktır zaten gece,Karanlık dediğin bir kefene sarılışıdır günün,Gel, bu akşam gölgene sarılıp uyuyalım…
Öyle bir hâl var ki üstümde anlatamam,Tam benlik anlar işte.Annem ile konuşamadım, sevgilim onun yarısı,Babamdan sonra sevgilimi aradım,Sımsıcak bir çay demlemiştim,Muhabbete sarılır kendi sesimizde mutlu oluruz dedim,İhtiyacım vardı o demlere,Aradım…Sesi geliyordu; yüzüne maske yapmış konuşamazmış,Telefonda, baldız baldan tatlıdır diyordu baldız,Acıyı çok kaçırmış belli ki,Dedim; çocuk dolu sokaklara çık,Kendini gözetle perdelerin ardından,Bir kere de eteğini başına ört,Göreyim o elmas gibi parlayan namus nakışlarını,Ama acı, ama, tatlı,Sözlerim ki, ölüm-kalım vermiş savaşlardan kalma,Ben bir bardak su için ölürüm,Ki zaten ölürüm,Ben, böyleyim; kendi tenimden beslenirim,Soğuktur benim terim,Ben, hep karanlıkta yol alırım,Hem sen nerede gördün? ayın kendi ışığını gördüğünü…
Öyle bir yerdeyim ki;Neresinden çeksem de ipe sapa gelse yalnızlığım,Kirpiklerimde soluklanıyor bakışlarım,Kader olamaz bu prangayı vuran,Bu bir kaçış ise umuda,Bu kara giysileri çıkarmalıyım yollardan,Ne varsa atmalıyım üzerinden dağların,Soyunsun, soyunmalı her şey!Görelim kim ak, kim kara,Ama oyuncak bebeklere dokunmayalım!Ne de olsa cansız onlar,Onların kalbi onlarla düş edinenindir,İnsan düşünerek bile tecavüz edebilir,Fikrini gusül ettirmeli bir dünya insanın,Sahte ölüm yok ama, sahte hayatlar var,Onu iyi biliyorum,Örsüme kanayıp,Demir dövmek geliyor içimden,Ve sonra üzerime karanfil atasım,Sonra dedim ki; her şeyin bir şekli var,Soğuk sıcakta titrer, sıcak soğukta,Ne de olsa bir gören var, bir bilen,Derdim de haklıdır tasam da,Karanlık, aydınlık,Aydınlık belki karanlıktır,Ne de olsa bir gören var, bir bilen…
Kadirhan Türkoğlu.