Bütün gün gözlerimde ağladım,Nasıl da kırdım aynaları,Şimdi sekiz kıta dünya,Son parça benim,Göklere sattım pencerelerimi,Perdelerim rüzgârlara emanet,İşte o günden beri, mavi ağaçlar ekiyorum bahçeme,Bir çayır kuşu gördüm koşan,Bir merdiven, ruhuma çıkan,Kapımda renk katili ressamlar,Ağlayan bir çocuk,Ve mağaradan yeni kurtulmuş bir şair,Özgürlüğün köpüğünü uzattı;Uzattı da,Ben güneşsiz bir ülkedeyim,Sevgilim henüz yazılmadı alnıma,Kandırmayın beni,Orta Çağ’dan gelen kapalı bir zarf gibi bir şey bahar,Aldatmayın beni.
Yapamıyorum artık olmuyor,Binalar yükseldikçe küçüldüğümü hissediyorum,Eskiden çocuk sesinden ve kuşların sesinden geçilmiyordu bu sokak,Tam dört yüz gün oldu, elbiselerim ütüsüz,Yaptığım yemekler benden aç, çay da yalnız içilmiyor,Eskiden buralarda şamatam konuşulurdu,Yani demem o ki; ben değil, geçmişim oturuyor burada,En sonunda, bizim muhtar da dayanamadı,Devletle bir olup mahallenin adını mutsuz koydular,Şimdi ipler gülümsüyor bana,Geçen sene uçurtması çalınan,Bugün kapımda ağlayan o çocuk kadarım işte,Ne bekliyorsunuz benden! daha ne diyeyim?Sevişmeyi de unuttum, kadın çizmeyi de,Yüzüme tükürdü çok kere, kâğıdım kalemim,Zorluyorum ama olmuyor,İçimde bir tane daha ben var,En çok ondan korkuyorum,En çok ondan…
Kendi bakışından kaçan,Bir yalancıyım ben, kendinden gizlenen,Köyüm çeşmesi sığındığım tek yer,Gördüğüm her adam kardeş gözümde,Düşüncemde bir çöl yaşıyor,Fikrimde Yunus’un ayak izleri,Tam dört yüz gün oldu birinden çiçek uzatmayalı,Saçlarım kireç kokuyor,Ellerimde kardelenler doğuyor,Hangi tepeden, hangi doruktan bağırsam,Kim duyar ki beni?Kaygısız ışık var mı acaba?Güneş hangi çatıdan sarkacak,İnsanın öbür yanı nasıl bir şey,Bilmiyorum, düşünemiyorum bulamıyorum.
Zor şeyler mi istiyorum ben?Kime soruyorum ki?Kendime doğru ya, kendime…Etrafta kimseler yok,Bana deli diyen de,Fırsat bulmuşken hayal kurayım,Şöyle kalbim gibi biri olsa diyorum,Boynunda uğur boncuğu olsun,Bereketli sofralarda bakırdan türküleri,Ve ocağında çorba eksik olmayan,Bütün gün gülümseyen,Hep çocuk isteyen,Yağmur gibi, rüzgâr gibi, güneş gibi,Göğüsleri süt kokan kadın var mı,Tam dört yüz gün oldu, unuttum,Bir yatakta iki kişi uyumak, uyanmak,O geceler, o sabahlar,Geceleri kapılara bir kilit daha vurmak,Sabâhları çay, bardak, tabak,İki kişilik yaşam sesi nasıl bir şey,Tam dört yüz gün oldu, bunları düşünüyorum,Bir gün daha, bin gün daha…
Ölüm gibi amansız bir duygunun tarifidir yalnızlık.Ya da, terk edilmiş bir cesedin su yüzüne vurmuş son hali…
Kadirhan Türkoğlu.