İnce Sızı.
7 Eylül 2016, İstanbul.
Bu şehir mi Karun'larla, Karun'lar mı bu şehirle güçlendi?Bilmem kaçıncı dört yıl oldu.Ayağında aynı kunduralar,zemin katın altında tek odalı sığınak,beş yüz papele beş çocukla,oy devşirmek için nice oluşumlardan,erzak kolileri beklersin,ve bana gözümün içine bakamadan,"eh işte geçinip gidiyoruz" diyen biçare adam.
Bitişiğinde bitişiğinin bitişiğinde,yani demem o ki; seninle aynı sokakta, aynı mahalle,aynı semtte yatları katları olan,o ihale olmazsa öteki ihaleyi kesin alan,bilmem hangi şehir veya köyün,en güvenlikli sitelerinde denize nazır,orman manzaralı trilyonluk dairesinde,ikamet eden komşuların var mı?Var mı kat kat üstüne katlar bu şehirde?Zemin katlara bile layık görülmedin be adam.Niye görsünler ki; onlar el, sen eldiven gibisin.Her yeni yasama yılında yine sen asil, ya onlar…
Zambaklar açacak, bahar gelecek diyorsun.İnanmıyorum, senin için açmayacak çiçekler.Gözüme bakmayan gözlerin,çiçeklerin zambakların açtığını göremeyecek.Kontrolsüz güç, güç değildir anlasan.Dünyamızda olanlar, martavalca alaylar tesadüf değil.Birilerini küçük ve hakir görmekte,harikulade pozlar da tesadüf değildir, emin ol.Gidecekse Karun'lar,insanlığı sömürenler başka Karun'ları,senin ellerinle yine getirecekler.Eldivenler değişmiş olsa da eller değişmeyecek.
Onlar el, bizler eldiven olmaya devam ederken,yaverler, dilaverler,ala verici, dalavereci, şakşakçı dümbelekler,Hakk'a değil hadsizlere el pençe durduğun için,mini bir tebessüm ederler.Sırtını döndüğünde ardından,birbirlerine ellerini kaldırıp "çak be dostum, çak"yaparak gülüşmeler…
İnce sızı diyorum ya işte sancılarımız,Hakk'a boyun eğer gibi görünen ağrılarımız.Adil olmaya çağırdıklarımız hakikatten kaçar;görse de ne yazık ki görüntüleyemez.Bu değil sadece ince sızılarımız…
İlyas Kılınçarslan.